22 Ocak 2014 Çarşamba

Milliyet Gazetesi'ndeki Sezen Aksu Yazım

30 Haziran 2008'de Karanlık Ev adlı blogumda, sonra da Milliyet'in blog sisteminde paylaştığım bu albüm değerlendirmesi 15 Temmuz'da Milliyet Gazetesi'nde yer alarak ilk yazılı basın deneyimimi yaşatmıştı bana. Tamamen şans eseri gazetede rastladığım bu yazının bana yaşattığı sevinci asla unutamam. 

Hiç haberim olmamasına ve üstelik şehir dışında olmama rağmen gazeteye o gün göz atmış olmam hala çok tuhaf gelir bana. Başka yayınlanmış yazılarım var mı diye merak ettirir bir de. 



Sezen Aksu, 2005’te Bahane adlı albümünü yaptığında yıllardır bir türlü tatmin edemediği ülkemiz dinleyicisini vurmayı başarmıştı. Deli Kızın Türküsü ile herkesi memnun eden pop yapmayı bıraktığından beri devam eden bir sürecin sonuydu o albüm. Gerçi arada Tutuklu şarkısıyla kısa bir nefes aldırmıştı ama etnik özellikler taşıyan müziği tercih ettiği her albümünde belli oluyordu. Dediğim gibi, ta ki Bahane’ye kadar. Bahane albümü, mükemmel üç şarkıyla açılıyor, sonrasında arabesk üzerine kurulmuş tempolu parçalarla ve biraz fabrikasyon duran şarkılarla devam ediyordu. Anlayabildiğiniz gibi beni pek mutlu etmemişti. Sezen Aksu aşkımın çok küçüklükte kaldığı doğru ama halen daha güzel şarkılar yapmasını ve bunları dinlemeyi isterim.

3 sene sonra tamamladığı yeni albümü Deniz Yıldızı, Minik Serçe’nin şu aralar medyada gördüğü mükemmel ilginin aksine şüphesiz Bahane öncesi dönemine ait bir albüm. O kadar anti-popüler ki hakkında sayfalarca yazılabilir. Müzik dinleyicimiz bunun farkına varamadan, Yanmışım Sönmüşüm Ben, İkili Delilik, Gidemem gibi parçalar içerdiği zannedecektir ama albümde neredeyse Işık Doğudan Yükselir kadar müzik çeşitliliği var. Bu sefer sadece Anadolu ezgilerinden değil tango, vals gibi batı müziklerinden de çeşitlemiş Aksu.

Albümün aşırı doz kişiselliği ise ayrı bir mevzu. Sezen Aksu’nun Onno Tunç hakkında nasıl hassas olduğu, hiç adeti olmadığı halde, Tunç’un pek hoş şekilde anılmadığı bir televizyon programına canlı bağlantı yapmasıyla gözler önüne serilmişti zaten. Yine Onno Tunç’un anısına yaptığı “Düş Bahçeleri” albümü ve içinde yer aldığı “Onno Tunç Şarkıları” albümü bu bağlılığın delillerinden. Fakat hiçbir zaman Sezen, Onno’ya bu albümde seslendiği kadar bariz seslenmemişti. Yol Arkadaşım şarkısı ve peşine dinlediğimiz, enstrümantal Onno Tunç bestesi “On Ay”, Sezen’in gerçek hayatında Tunç ile edemediği bir sohbeti müzik üzerinden ettiği iki şarkı. Peşine gelen “Hala Haber Bekliyorum Senden” de aynı kişi hakkında yazılmış, üstelik bu iki şarkıdan biraz daha etkileyici. “Bu şarkılar şifa duaları derken” kesinlikle abartmıyor. Atlamış olmayalım açılış şarkısı Deniz Yıldızı’nın yeni doğmuş yeğenine yazılmış çok güzel sözleri var. Sezen burada, doğurduğu ve doğurmadığı çocuklarından da bahsediyor, şimdi müzisyen olarak gördüğümüz onlarca öğrencisini kastederek muhtemelen. Fakat bu şarkının melodisine alışmak biraz zor. Tiz notalarda zorlanan sesi de pozitif etki yapmıyor.

Albümün en olmamış ve garip bir şekilde en samimiyetsiz gelen şarkıları, en acı iki konuya parmak basan şarkıları: Hrant Dink için yazılan “Güvercin” ve Mehmetçik’e yazılmış “Memet”. Sırf değindikleri konu yüzünden bile bir hissiyat taşıması gerekirdi ama ben hissedemedim. Güvercin’in sözleri üzerinde pek uğraşılmamış gibi duruyor, Memet’in ise türkümsü melodisi güzel sözlerinin hakkını veremiyor. Halbuki yine türküleri andıran (birazcık Dört Kitabın Manası şarkısını hatırlatan) melodisiyle, sakin sözleriyle ve en önemlisi Aksu için bundan sonra kaçınılmaz olması gereken sakin yorumuyla “Sor Beni” albümün en mükemmel, tek kusursuz şarkısı olmuş. Söz ve bestesinde Sezen imzası bulunmuyor ama yorum o kadar güzel ki Sezen şarkısı olması için buna gerek yok.

Hareketli parçalardan “Roman”, “tak tak vursunlar beni, aşığım aşık duysunlar beni” diyen sözleriyle albümün hiti olmaya aday bence. Üstelik televizyonlara iki Roman yarışması gelecek yakında, böyle bir moda esebilir medya dünyasında. Bu şarkıya başvuracaklarına şüphe yok. “Menajer” ise Sezen’in sanatsallığı pek takmayıp, söylemek istediğini söylediği bir şarkı.

14 şarkı, yaz yaz bitmiyor. Kutlama ve Beşik hem besteleri hem melodileriyle sevilesi şarkılar ama Sezen klasiği olacak potansiyeli taşımıyorlar. Kırık Vals, İzmir’in Kızları ve vasat sözleriyle Tanrı’nın Gözyaşları bence iyi şarkılar değiller, albümü dinlemek isteyince bu şarkılar için olmayacağı kesin. Zaten düşük tempolu, popüler takılmayan bir albüme koymak için riskli şarkılar. Can sıkıntısı faktörünü artırıyorlar biraz.

Son olarak Aksu'nun ilk şarkıda andığı deniz yıldızı hikayesinden bahsetmek lazım. Kumsalda yürüyen bir adam, bir diğerine rastladığında kıyıya vurmuş deniz yıldızlarını var gücüyle denize geri fırlattığını görür. Ona sorar: “Bütün kumsal deniz yıldızıyla kaplı. Bunları bitirmen mümkün değil. Ne değişecek ki?”. Diğeri de bir tane daha yıldızı fırlatıp atar ve cevap verir: “Onun için çok şey değişti.” Aksu'nun “Kaç hayat kurtarırsan kar” diye bahsettiği bu hikaye albüme ismini vermiş. Türk Popu'nu hem kendisi hem de ekolünden gelenlerle kurtarmış, daha geçen yazlarda Çakkıdı ve Kibir’le halen dans ettirebildiğini göstermiş, bunun yanında yapınca böyle çok daha olgun albümler de yapabildiğini hatırlatan Sezen Aksu çok deniz yıldızını fırlatmıştır denize bence. Hem elinden tuttuklarından hem de müziğini dinleyenlerden. O yüzden albüm mükemmel olmasa da kendisine saygımız sonsuz. Bunca yıl sonra hem imzasını belli edip hem de kendini tekrarlamaması en az bundan önce yaptığı işler kadar etkileyici benim için.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme